Kapiller Kaçış Sendromu

Mehmet Ali Erbil’de olduğu için son günlerde gündemi meşgul eden bir hastalık olan kapiller kaçış sendromu aynı zamanda kapiller sızıntı sendromu olarak da bilinmektedir. Oldukça nadir görülmesine rağmen, son derece vahim sonuçlara yol açan kapiller kaçış sendromu; damar duvarının geçirgenliğinin artması nedeniyle damarın içindeki sıvının damar dışına kaçması nedeniyle oluşur. Damar içindeki sıvı azalınca tansiyon düşer, damar dışına sıvı kaçtığı için vücutta yaygın ödemler gelişir. Damar içinden vücudun tüm boşluklarına sıvı kaçışı olduğu için bacaklarda, elde, yüzde, karında şişlik, akciğer ve kalp zarında sıvı birikmesine bağlı nefes darlığı, göğüs ağrısı, kas içine sıvı kaçışı nedeniyle kaslarda genişleme olur.
Ataklar halinde seyredebildiği için tanı konulduğu andan itibaren düzenli takip edilmesi ve tekrarlamaması için koruyucu tedavi uygulanması gerekmektedir.

Kapiller Kaçış Sendromu Nedenleri nelerdir?

• Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bağışıklığı sağlayan lenfosit denilen askerlerin kendi aralarında haberleşmesini sağlayan interlökin-2 isimli maddenin eksikliği ana faktör olarak bilinmektedir.
• Bağırsaklarda yaşayan yararlı canlılar olan probiyotiklerin eksilmesi bağlı bağırsakta zararlı mikroorganizmaların artmasına ve gıdayla alınan yabancı antijenlerin bağırsak duvarından emilerek kana girmesine neden olmaktadır.
• Düşme, yaralanma veya trafik kazası gibi travmalar
• Ameliyat
• Yanık
• Kanser tedavisinde ve organ naklinde kullanılan bazı ilaçlar
• Lenf düğümü kanserleri
Belirtileri nelerdir?
• Tansiyon düşmesi nedeniyle başdönmesi, göz kararması, halsizlik, baygınlık hissi
• Bulantı, iştahsızlık
• Kollarda, bacaklarda, yüzde yaygın ödem
• Karında şişlik
• Ateş yüksekliği
• Nefes darlığı, hızlı nefes alma
• Çarpıntı

Kapiller kaçış sendromu tedavi edilmediği takdirde son derece vahim sonuçlara yol açtığı bilindiği için acil olarak yoğun bakımda tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Böbrek, beyin, kalp, karaciğer gibi hayati organlara kanın ulaşması için damar dışına çıkan sıvının tekrar damar içine girmesini sağlayan, tansiyonu yükselten sıvı desteği, ilaç tedavisi uygulamak gerekir. Bazen tüm tedavilere yanıt alınamayan hastalarda son çare olarak diyaliz gerekebilmektedir. Her ne kadar yeni tedavi yöntemleri denense de, 1960 yılında tanımlanan bu hastalığın kesin çaresi tam olarak bulunamamıştır; atakları ertelemek için yaşam boyu tedavi gerekmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir