VÜCUDUMUZDAKİ SAATLİ BOMBA: İNSÜLİN DİRENCİ !

İnsülin direnci nedir?

Son yıllarda hareket azlığı, rafine-işlenmiş gıdaların yenilmesi, şeker ve tahıldan ibaret olan karbonhidrat ağırlıklı beslenme, stres, uykusuzluk çağımızın vebası olarak adlandırılacak kadar vahim sonuçlara yol açan ve yaygınlığı günden güne artan insülin direnci isimli bir hastalığı tıp literatürümüze sokmuştur.
İnsülin direnci ve insülin direnciyle ilişkili şeker hastalığı tüm dünya ülkelerinde öngörülemez bir şekilde artmaktadır. 1983’te dünyada şeker hastası sayısı 35 milyonken, 2008 yılında 240 milyona çıktı. 2030 yılında 380 milyona çıkması öngörülürken daha şimdiden dünyada 415 milyon diyabet hastası vardır. Aynı zamanda bu rakama insülin direnci hastalarını da eklersek dünyada 1,7 milyar insülin direnci olan hasta vardır. Dünya Sağlık Örgütü Türkiye’de 2000 yılında yaklaşık 3 milyon olan diyabetli sayısının 2030 yılında 6,5 milyona ulaşacağını tahmin etmiş, ancak 2030 için tahmin edilen bu değer 2014 yılında aşılmış ve ülkemizdeki diyabetli sayısı 7 milyonun üstüne çıkmıştır
Mekanizmasını açıklayacak olursak; yemekle yediğimiz şekerli, unlu, hamur işleri, ekmek, makarna, pirinç, tatlı, patates, mısır gibi karbonhidratı bol gıdalar yenildikten hemen sonra bağırsaklardan kan yoluyla karaciğere taşınır. Karaciğer ortalama ağrılığı kadınlarda 1,3 kg, erkeklerde 1,5 kg, dikey boyu ise 15 cm’yi geçmeyen, içinde yağ hücresi barındırmayan, her biri fabrika gibi çalışan, hepatosit denilen enerji santrallerine benzeyen hücrelerden oluşur. Karaciğere taşınan karbonhidratların tamamı bu enerji odalarının içine girerek yakılır, enerjiye çevrilir veya depolanır. Glukoz yani şekerin enerji deposu dediğimiz karaciğer hücrelerinin içine girebilmesi için hücrenin zarında kanallar açılması gerekir. Bunun için de pankreasın ürettiği insülin isimli hormon adeta bir anahtar işlevi görerek; karaciğer hücresinin kapısını açar; bağırsaklardan emilen ve karaciğerin içinde yanmayı bekleyen karbonhidratlar açılan kanaldan enerji santrallerine gidip yanarak enerjiye çevrilir. Bu olması gereken bir mekanizmadır.

Vücut yakabileceğinden daha fazla şekere maruz kalırsa adeta bir koruma kalkanı gibi, pankreasın ürettiği insülini, karaciğer kendi içine sokmayarak, kendi hücrelerinin fazla şeker depolamasını ve hasar görmesini önler. Bu bağlamda aslında insülin direnci denilen olay; insülinin etki edeceği hedef organ olan karaciğer, kas ve yağ dokusuna girememesidir. Hatta yeni çalışmalarda kalp kasında da insülin reseptörleri bulunmuş olması; insülin direnci hastalarında 8 yaşından itibaren koroner denilen kalbi besleyen incecik damarlarda yağlı çizgilenmelerin başladığını izah eder. İnsülin direnci sadece karaciğerde değil; insülini kullanan kas ve yağ dokusunda da oluşur. Biz anlaşılabilir olması nedeniyle karaciğer örneğinden devam edeceğiz:

Genetik faktörler, stres, hareketsiz yaşam, uykusuzluk, gece beslenmeleri, karbonhidrat ağırlıklı beslenme, düzensiz atıştırmalar nedeniyle karaciğerimiz adeta dile gelerek; “Bu insan kendime bakmıyor. Bu nedenle ben de pankreasın ürettiği insülini içime kabul etmiyorum!” diyerek, pankreasın ürettiği insülini reddediyor. Enerji odalarının kapısını adeta anahtar misali açan insülin karaciğer içine giremeyince, enerjiye çevrilmesi gereken bağırsaktan karaciğere taşınmış şekerler hücre içine giremediği için parçalanamıyor. Bu nedenle yediğimiz gıdaların enerjiye çevrilememesi nedeniyle yemekten sonra halsizlik ve şekerleme denilen uyku bastırması gelişiyor; aynı zamanda yediğimiz gıdalar parçalanamadığı için kanda şekerler yükselmeye başlıyor, Şekerler kanda yükselince ve vücut enerjisiz kalınca karaciğer kara kara düşünmeye başlıyor: “Benim acil enerjiye ihtiyacım var. Parçalayamadığım şekerleri en iyi yan yola yönlendirerek bir kısmını yağa bir kısmını da proteine çevireyim” düşüncesiyle tüm yenilen karbonhidratların büyük kısmı yağa çevrildiği için et, yağ, yumurta yenilmese bile kanda kolesterol ve kan yağı denilen trigliseridler yükselmeye başlıyor. Bu dönüşüm işlemi karaciğerde olduğu için ilk olarak karaciğer yağlanmaya, daha sonra göbek-basen tipi yağlanmaya ve nihai olarak da obeziteye neden oluyor. Çünkü örnek vermek gerekirse bir dilim ekmek yendiği taktirde vücuda 3 tatlı kaşığı ya da bir çorba kaşığı şekere tekabül edecek glisemik yük gelmekte olup; karaciğer bunu metabolize edemediği için, yağa çevirmekte ve bu da kolay kilo almaya, zor kilo vermeye neden olmaktadır. Bu yağlar sadece karaciğerde birikmemekte aynı zamanda kalpte birikerek kalp krizine, beyinde birikerek felçe, gözün saçtan ince retina damarlarında birikerek körlüğe, bacak damarlarında birikerek ayak kesilmesine neden olmaktadır. Aynı zamanda vücuttaki damarların duvarını sertleştirerek kan basıncını yükseltip, hipertansiyona neden olur.
Trigliseridler aynı zamanda pankreas kanalını tıkayarak, pankreasın ürettiği sindirim enzimlerinin bağırsağa akmasını engelleyerek hazımsızlığa neden olur. Pankreas kanalı tıkanınca sindirim enzimleri pankreas içinde kalacağı için pankreas kendi kendini eritmeye başladığında pankreatit denilen hastaneye yatmayı gerektiren yaşamsal öneme haiz bir tablo oluşur.
Yağ hücreleri aynı zamanda estron denilen kadınlık hormonu ürettikleri için erkeklerde cinsel istek azlığı, sertleşememe, erken boşalma, kadınlarda polistik over sendromu denilen yumurtalıklarda kistler meydana getirerek adet düzensizliği, kısırlığa neden olur.
Yağ hücreleri serbest radikaller denilen oksidan maddeler üretir. Bu maddeler serseri mayın gibi hücre içinde hücre içinde çarptığı her yere zarar verir:
• Hücre zarını hasarlayarak hücre ölümüne ve buna bağlı olarak erken yaşlanmaya neden olur.
• Hücre merkezindeki çekirdeğe çarparak kromozom kırıklarına neden olarak DNA hasarı yapar. Bu da genetik bozukluklara ve kanserlere neden olur.
• Damarın içini çarşaf gibi pürüzsüz şekilde döşeyen endotel hücrelerinde hasar yaparak; kalp krizi, kalp yetmezliği, damar sertliği, yüksek tansiyon vs neden olur.
• Sinir hücrelerini tahrip ederek; Parkinson ve Alzheimer hastalıklarına neden olur.
• Kırmızı kan hücrelerine çarparak verdiği hasarla orak hücreli anemi gibi özel kansızlıklara neden olur.
• Kas hücrelerini hasarlayarak kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, kas ağrılarına neden olur.
Antioksidan kullanımı yağ hücrelerinin ürettiği oksidan maddelerin etkisini nötralize ederek yukarıdaki durumları engelleyebilir.
Parçalanamayan şekerlerin bir kısmı yağa çevrildiği gibi bir kısmı da proteine çevrilir. Proteinler de vücutta parçalanarak ürik aside çevrilerek böbreklerden atılır. Ürik asit iki tarafı sivri iğne şeklinde kristallerdir. Çok ince ve sivri yapıda olduğu için vücutta fazla miktarda bulunması durumunda böbreklerden atılırken böbreklere saplanarak böbrek taşına neden olur. Kan dolaşımı ile kemiklere girerek; özellikle ayak başparmağında olmak üzere ağrılı şişlikler yapmasına gut denilir. Ürik asit aynı zamanda kan damarı duvarlarında birikerek ani kalp ölümlerine neden olur.
Pankreas ürettiği insülini karaciğerin içine sokamayınca daha fazla çalışma kararı alır: “Daha fazla çalışırsam karaciğere daha fazla insülin gönderirim. Bu sayede belki karaciğer de insafa gelip, insülini içine almaya başlar.” Fakat karaciğer “İnadım inat, insülini almamakta ısrar ediyorum.” demesi üzerine pankeras adeta depresyona girerek: “İyi niyetle bu kadar çalışıp insülin üretmeme karşın çabalarım hiçbir işe yaramadı. Çok yoruldum ve artık insülin üretmeyeceğim” kararı alarak çalışmamaya başlıyor. Bu durumda da artık tip 2 diyabet denilen şeker hastalığı gelişiyor. İnsülin direnci prediyabet yani şeker öncülü olarak isimlendirilip, yaşam tarzı değişiklikleriyle geri döndürülebilir şeker hastalığı nedeni iken; pankreasın insülin üreten hücrelerinin çalışmadığı bu dönemde maalesef kalıcı şeker hastalığı gelişmiş olarak kabul edilir.
Pankreasın ürettiği insülin kullanılamadığı için kanda yükseliyor. İnsülin fazlalığı son derece önemli sonuçlara yol açar:
• Protein yapımını artırır; yıkımını azaltır. Vücut üzerinde anabolizan bir hormondur. Yani genel olarak yapımı tetikler.
• Su tutucu özelliği olduğu için bacaklarda şişlik yani ödem yapar.
• Karaciğer ve yağ hücrelerinde trigliserid ile kolesterol oluşumunu artırır.
• İnsülin kan şekerini düşürerek; açlığa tahammülsüzlük, halsizlik, başdönmesi, göz kararması, öfkelenme, soğuk terleme, titreme, çarpıntı gibi şeker düşüklüğü belirtilerine yol açabilir. Bu belirtiler şekerli gıda alınınca geçtiği için hastalar fazladan karbonhidrat aldığından dolayı obezite gelişir.

İnsülin direnci nelere yol açar?
İnsülin direnci şeker hastalığına yatkınlığa sebep olması haricinde obezite, adet düzensizliği, kısırlık, kilo vermekte zorlanma, meme-akciğer-pankreas-prostat-karaciğer-kalın bağırsak kanseri, gut hastalığı, yüksek tansiyon, fibrokistik meme hastalığı, kısırlık, yumurtalıklarda kist (polikistik over sendromu), yukarıda da belirtildiği gibi kalp krizi, felç, kolestrol ve trigliserid yüksekliği, karaciğer yağlanması sıklığı da artmıştır. İnsülin direnci varlığında yenilen gıdalar öğütülemediği için yağ olarak depolandığı için kilo alımı olmakta ve yapılan rejime rağmen kilo kaybı bir miktar olsa bile kısa süre içinde geri alınmaktadır. Kilo hem zor kaybedilir; hem kolay kazanılır. Aynı zamanda acıktırıcı etkisi olan insülin bu hastalarda fazla miktarda üretildiği için çabuk acıkılır; açlığa tahammül azalır.

İnsülin direnci bende var mı? Nasıl tespit ederim?
Kanda insülin düzeyi 2,5-5 arasında olmalıdır. 10 ve üstünde olduğu zaman hem kilo verme zorlaşır; hem de daha kolay kilo alınır. HOMA-IR denilen insülin direnç skoru kılavuzlarda 2,7-2,5 altında olması kabul edilirken, sağlıklı bir yaşam için 1.7 altında olması daha uygundur. Açlık kan şekeri 100 mg/dl altında olmalı, 100-125 mg/dl aralığındaysa prediyabet (gizli şeker, bozulmuş açlık glukozu), 126 ve üzerindeyse gerçek şeker hastalığı olarak isimlendirilir. Pankreasın insülin üreten hücrelerinin %20’si bile çalışsa bile ürettiği insülin, açlık kan şekerini 100 mg/dl altında tutmaya yeter. Bu nedenle sadece açlık kan şekerine bakmak şeker hastalığı hakkında bilgi vermez. Koldan alınan basit bir kan tetkikiyle açlık kan şekeri, 2. saatteki tokluk kan şekeri, son 90 günün açlık ve tokluk kan şekeri ortalamasını gösteren HbA1c ve açlık insülini bakılması yeterli olacaktır.

Kimler insülin direnci açısından risk altındadır?
• Ailesinde şeker, kalp, yüksek tansiyon, Alzheimer hastalığı olanlar
• Dengesiz, düzensiz ve karbonhidrat ağırlıklı beslenenler
• Obezler
• 4 kilo üzerine doğan bebekler
• 4 kilo üzerinde çocuk doğuran anneler
• Gebeliğinde geçici şeker yüksekliği yaşayan kadınlar
• Polistik over sendromu denilen yumurtalığında kistler olan kadınlar
• Uyku bozukluğu çeken ve düzensiz uyuyanlar
• Stresi fazla olan insanlar
• Hareketsiz yaşayanlar
• Sigara, alkol kullanımı
• İlaç kullanımı: bazı tansiyon ilaçlarının içindeki idrar söktürücüler, kortizol bazlı tedaviler, doğum kontrol ilaçlarındaki progesteron hormonu, bazı kap hastalarında kullanılan beta bloker ilaçlar, iştah merkezini uyaran bazı psikiyatrik ilaçlar vs…
• D vitamini eksikliği olanlar
• Bel çevresinin erkeklerde 94 cm, kadınlarda 80 cm üzerinde olması

İnsülin direncinin belirtileri nelerdir?
• Acıkma hissi veya açlığa tahammülsüzlük
• Çabuk yorulma, kronik yorgunluk
• Yemekten sonra kan şekerinde düşme
• Yemekten sonra halsizlik ve uyku hali
• Yemekten sonra tatlı yeme isteği
• Tatlı, şeker, çikolata, ekmek, makarna, pilav vs gibi karbonhidratlara aşırı düşkünlük
• Zor kilo vermeye rağmen hızla kilo alımı
• Göbek ve basen tipi yağlanma
• Terleme
• Titreme
• Çarpıntı
• Vücudum tüm kasları ve kemiklerinde ağrı
• Ciltte kaşıntı, kızarıklık, kabarıklık
• Öfkelenme, sinirlilik
• Mutsuz, hayattan zevk alamayan depresif karakter
• Unutkanlık, dikkat eksikliği, konsantrasyon zaafiyeti
• Bacaklarda ödem
• Bayanlarda adet düzensizliği, kısırlık, erkeklerde cinsel isteksizlik, erken boşalma, ereksiyon (sertleşme) problemi

İnsülin direnci nasıl düzeltilir?

cof

İnsülin direnci temelde yaşam tarzını değiştirmekle düzeltilebilir. İnsülin kullanan, kan şekeri 300’lerde olan şeker ve tansiyon hastaları bile insülin direnci diyeti yapıp, bu diyeti sporla birleştirince kilo vermeye, karaciğer yağlanmasının düzelmesine ve daha önce kullandığı şeker, tansiyon ilaçlarının bırakmasına çok defa şahit olunmaktadır. İnsanlar diyeti ve sporu zayıflayınca bırakacakları bir aktivite olarak görmektedirler. Diyet ve egzersiz, ömür boyu devam edecek bir yaşam tarzı değişikliği olarak kabul edilip; sağlıklı yaşlanabilme adına vücudumuzu bir yatırım olarak görülmelidir.
Amerika’da yapılan bir çalışmada insülin direnci olan hastalar iki gruba ayrılmış. İlk gruba spor ve diyet önerilmiş. İkinci grubaysa spor ve diyet yapmadan sadece metformin ilacı verilmiş. Spor ve diyet yapan grupta başarı oranı %58, ilaç kullanan grupta ise başarı oranı %31 bulunmuş. Bu çalışma bize insülin direncinin, ülkemizdeki gibi spor ve diyet kültürü olmayan topluluklarda sadece ilaçla çözülemeyeciğini, mutlak surette yaşam tarzı değişikliklerinin de eklenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

• Diyet: Detayları aşağıdadır.
• Egzersiz: Detayları aşağıdadır.
• Sigara ve alkol bırakılmalıdır. Alkolün gramında 7 kalori olup, yağdan sonra en yüksek kaloriye sahiptir. Aynı zamanda alkol karaciğerde yağa çevrilerek, karaciğer yağlanmasına neden olur. Kan şekeri düzensizliği yapar.
• Stres, gerginlik, endişe, sürekli mutsuzluk böbreküstü bezlerinden kortizol isimli stres hormonunun üretimini artırır. Kortizol yüksekliğiyse şekeri yükseltir, bel-basen bölgesinde yağlanma yapar, tansiyonu yükseltir, ödem, sivilce, cilt çatlakları, bazı psikolojik problemlere yol açar.
• Gıda duyarlılığı varsa tespit edilip sorunlu gıdalardan kaçınmalıdır. Bu sayede hem enflamasyonu, hem cilt bulgularını hem de bağırsaklardaki kronik harabiyeti önlemiş oluruz. Gıda duyarlılığı sonrası bağırsakta harabiyet geliştiği taktirde bağırsaklarda oluşacak sızıntı metabolik sendroma neden olarak kan şekeri kontrolünü zorlaştırır.
• Akşam 19.00-20.00’dan sonra mümkünse yemek yememeliyiz. Yağların yanmasını sağlayan leptin hormonu en fazla gece 02.00-05.00’de üretilir. Akşam tok yatıldığı taktirde bağırsaklardan beyne gece boyunca yakıt gideceği için beyin yağları yakacak leptin hormonunu oluşturmuyor. Akşam aç yatıldığında ise gece beyne gidecek yakıt azalacağı için beyin yağları yakarak kendine yakıt oluşturacak leptin hormonunu uyarıyor.
• Uyku saatlerine özen göstermeli, geç saatlere kadar uyanık kalmamalı ve günde 8 saatten fazla uyumalıyız.
• Destek tedavileri almalıyız:
 D vitamini: Türkiye güneş alan bir ülke olmasına karşın ülkemizdeki insanların %90’ında D vitamini eksikliği vardır. Çalışmalarda hem insülin direncine hem de şeker hastalığına katkıda bulunduğu saptanmıştır. Aynı zamanda metabolizmayı yavaşlatarak bel ve basen bölgesinde yağlanma artışı yapar.
 Omega 3: Haftada üç gün 150 gr hamsi, sardalya, uskumru, açık deniz somonu yenilmesi yeterlidir. Balık yenilemediği taktirde hergün günde 1 defa aç karnına EPA ve DHA miktarı yüksek; ağır metal içermeyen ve iFOS onaylı bir omega 3 ilacı içmeliyiz. İnsülin duyarlılığını artırır, triglisedleri azaltır, iyi kolesterolü artırır, kötü kolesterolü düşürür, kanın akışkanlığını artırarak damar tıkanıklığını engeller, karaciğer yağlanmasını azaltır, sinir harabiyetini engelleyerek nöropatiyi düzeltir, alzheimere karşı korur.
 Magnezyum: Şekerin hücre içine girip enerjiye çevrilmesine yardımcı olur.
 Biotin: İnsülin duyarlılığını artırarak şekerin kullanılmasını hızlandırır. Kolesterol üreten genlerin işlevini kısıtlayarak kan yağlarını düşürür.
 Alfa lipoik asit: kuvvetli bir antioksidandır. Kan şekerini düşürür, nöropatiyi önler, mitokondri sayısını artırarak metabolizmayı hızlandırıp zayıflamaya katkıda bulunur.
 Krom: İnsülin reseptör üretimini artırarak kan şekerini düşürür. Hem zayıflamaya hem de şeker oluşumunu önlemeye katkıda bulunur.
 Tarçın, zencefil, zerdeçal: Kan şekerini dengeler, açlık krizlerini bastırır.
 Yeşil çay: İyi bir metabolizma hızlandırıcıdır. Hem yağ yakımını hızlandırır hem de kan şekerini düşürür. Yararlı etkisi içindeki kateşinden kaynaklanır ve 1 su bardağından fazla içilmesi önerilmez.
 Antioksidanlar: Selenyum, C ve E vitamini gibi doğal antioksidanlar insülin direnci ve şeker hastalığının önemli sebeplerinden oksidatif stresi azaltır.
 B vitamini kompleks: Metabolizmayı hızlandırır aynı zamanda sinirler üzerinde onarıcı etki yapar.

İnsülin direnci olan hastalar nasıl beslenmelidir?
• Temelde düşük karbonhidratlı, yüksek proteinli beslenmelidir.
• Düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmeliyiz: Glisemik indeks değeri bir karhonhidratın kan şekerini yükseltme birimidir. Bir karbonhidratın glisemik indeksi ne kadar düşük ise daha yavaş kana salınır, daha yavaş metabolize edilir, insülin direncini azaltır, tok tutarak zayıflatır. Beyaz ekmeğin glisemik indeksi 100 kabul edilirse; 0-55 arası düşük glisemik indeks, 56-69 arası orta glisemik indeks, 70 ve üzeriyse yüksek glisemik indeks olarak kabul edilir. Sebzelerden patates, mısır, havuç, bezelye, taze fasülye, balkabağı yüksek glisemik endeksli yiyeceklerdir; özelllikle patates ve mısırın tüketilmemesi önerilir. Meyvelerden karpuz, kavun, incir, üzüm, kayısı, ananas yüksek glisemik indeksli olup; früktoz isimli meyve şekeri içerdiği için hem kalori alımı, hem de insülin direncini artırır. Bu nedenle kontrollü tüketilmelidir. Ekmek tüketilecekse beyaz ekmek yerine, tam buğday, çavdar, kepek ekmeği her öğünde 1 dilim olmak üzere tüketilebilir. Unutulmamalıdır ki her dilim ekmekle vücudumuza 3 tatlı kaşığı ya da bir çorba kaşığı şekere denk karbonhidrat girmektedir. Pilav yenilecekse glisemik endeksi yüksek beyaz pirinç yerine kabuklu siyah pirinç, gdo nedeniyle şeker yüzdesi artırılmış marketlerdeki bulgur yerine genetiği değiştirilmemiş, şeker oranı düşük siyez, kavılca, karakılçık gibi buğdayları tüketiniz. Tatlı yeme isteği olursa tatlı ihtiyacını meyveyle karşılayınız. Makarna, pastane ürünleri, şerbetli-sütlü tatlılar, cornflakes gibi kahvaltılık gevrekler tüketilmemelidir.
• Meyve suyu hem hızla metabolize edilip acıktırması hem de lifsiz olması nedeniyle tüketilmemeli, yerine taze mevsim meyveleri yenilmelidir.
• Metabolizmayı hızlandırmak için kahvaltıyı geçiştirmemeli; yumurta, peynir, ceviz, fındık, badem, domates, salatalık ile zenginleştirmelidir. Protein açısından zengin olması gün içinde tok olunmasına yardım eder.
• Düzenli saatlerde yenilmelidir. Biyoritmi temin etmek için düzenli saatlerde uyumanın ve yemek yenilmesinin çalışmalarda insülin direncini gerilettiği, obeziteyi 4 kat azalttığı kanıtlanmıştır.
• Yatmadan 3 saat önce yemek yenilmemelidir. Mümkünse 19.00-20.00’den sonra leptin salınımını artırmak için yemek yemeyi kesmek gerekir.
• Yemek yerken televizyon, telefon, bilgisayar, tablet, gazete vs gibi dikkat dağıtıcılarla ilgilenildiği taktirde ne kadar yenildiğinin farkına varılamamaktadır.
• Yemek porsiyonlarını küçültmek ve yavaş yemek basit ama önemli bir tedbirdir.
• Bazı insanlar stresli dönemlerinde aşırı yemek ihtiyacı duyarlar. Yemek mutluluk hormonları olan endorfin ve serotonin üretimini artırdığı için kendini daha iyi hissederler. Bu nedenle yemek yeme işini stres anlarında sakinleşinceye dek ertelemek gerekir.

İnsülin direnci olan hastalar nasıl spor yapmalıdır?
Spor yaparak hücrelerinizi insüline daha duyarlı hale getirirsiniz. Kan şekerinizi dengeler. Kilo verdirir. Bel ve basen bölgesindeki yağlanmayı azaltır. Damar sertliğini azaltarak tansiyonu düşürür. HDL (iyi) kolesterolü yükseltir, LDL (kötü) kolesterolü düşürür, karaciğerde biriken kan yağlarını (trigliseridi) düşürür. Karaciğer yağlanmasını azaltır. Testosteron hormonunu artırarak sertleşme problemini düzeltir. Serotonin hormonunu artırarak mutlu olmanızı sağlar. Uykunuzu düzene sokar. Bağırsakların çalışmasını artırarak şişkinlik gaz, hazımsızlık gibi sorunları giderir. Enerji santralleri olan mitokondri fonksiyon ve sayısını artırarak enerjiyi artırır.
• Tempolu yürüme
• Koşu
• Dans
• Yüzme
• Futbol, basketbol, voleybol vs..
• Bisiklet
• Kas kuvvetlendirme egzersizleri: Bu tür egzersizler sarkopeni denilen kaybını engelleyerek, bazal metabolizma hızını artırır, yağların yanmasını hızlandırır, zinde ve kuvvetli kılar. Ağırlık anrenmanı, yoga, dövüş sanatları, pilates, dambıl örnek olarak verilebilir.
Haftada 4 gün 1 saat veya hergün 40 dakika tempolu yürümek, özellikle uyluk ve basen kaslarınızı çalıştırarak hem insülin direncini hem de leptin direncini azaltarak kilo vermede basit fakat etkin bir yöntemdir.
Özellikle normal egzersizlerden 9 kat daha fazla yağ yakan, daha hızlı zayıflatan, hızla kilo kaybettiren HIIT (yüksek şiddetli aralıklı antrenman) ve Tabata protokolü olarak adlandırılan yüksek tempolu egzersizler insülin direncini azaltmada en etkili spor çeşididir.

İnsülin direncinde etkili tedaviler nelerdir?
İnsülin direnci tedavisini 100 kabul edecek olursak tedavi başarısında beslenme 50, spor 40, ilaçsa 10 olarak etkindir. Bu hasta grubunda diğer organlarda da eşlik edebilen hastalıklar olabileceği için ilaç tedavisi geri planda olup; başlanacak ilaç yakınen takip edilmelidir. Özellikle son yıllarda bazı zayıflama merkezlerinde, diyetisyen muayenehanelerinde veya metabolizma-sağlıklı yaşam-doğal tedavi ünitelerinde zayıflama aşısı altında Beta hCG hormonu uygulanmaktadır. Bu hormon hamilelikte ve bazı kötü huylu yumurtalık tümörlerinde üretilir; iştahı baskılayarak zayıflatır. Maalesef büyüme faktörü etkisi olduğu için vücutta gizli kalmış bir tümör hücresi varsa büyüterek çoğalmasını tetikler. Aynı zamanda sibutramin etken maddesi ihtiva eden, iştahı beyinde azaltarak, metabolizmayı hızlandırarak zayıflatan çaylar, kapsüller, macunlar sosyal medyada, internet sitelerinde, aktarlarda bolca satılmakta olup; ölümcül kardiyovasküler problemler yapabilmektedir. Doktorunuz önermediği müddetçe ilaç alınmaması hayati önem arzetmektedir.
Nutrigenomik bilim dalı geliştikçe kişiye özel DNA tabanlı diyetler obezite ve birçok kronik hastalığın asıl tedavisi olacağı kanısındayım. Son yıllarda özellikle yağları yakan leptin ve açlık zamanında mideden üretilen iştahı artıran ghrelin hormonları üzerinde medikal tedavilerinde etkin olacağına inanıyorum.
• Metformin: İnsülin direnci konusunda kullanılan en eski ve en fazla deneyim sahibi olunan ilaçtır.
• Akarboz: Bağırsaklarda karbonhidratların yapıtaşlarına ayrılmasını engelleyerek emilmeden atılmasını sağlar.
• Orlistat: Bağırsaklarda yağların emilmesini engelleyerek obeziteyi engeller.
• Tesofensin: Yeni geliştirilen, kullanıma sunulmamış, beyinde tokluk merkezi üzerine etki eder. Mide küçültme ameliyatı yapılmış hastalardaki gibi tok tutarak zayıflatır.
• Empagliflozin, Dapagliflozin: İdrarda şeker atılmasına neden olur. Günde 280 kcal idrarla atıldığı için çalışmalarda 5.4 kilo verdirdiği ifade edilmektedir. Bu sayede şekerle birlikte suyu atarak ödemi, tuzu atarak tansiyonu dengeler. Kardiyovasküler sağkalım üzerine olumlu verileri vardır.
• Liraglutide, Exenatide, Dulaglutide: Obezite ve insülin direncinde endikasyon alan tek GLP-1 analoğudur. Kan şekerini pankreas üzerinden ayarlar. Direk beyinde etki ederek iştahı azaltır. Mide boşalmasını yavaşlatarak tok tutar. Pankreastaki insülin üreten beta hücrelerini koruma altına alarak gelecekte yaşanacak diyabet hastalığına karşı korur. Beyinde büyüme hormonu gibi etki ederek, sinir hücreleri üzerine olumlu etki yaparak yeni çalışmalarda Alzheimer, Parkinson ve felç hastalarında tedavi edici etkileri saptanmıştır. Oksidatif stres ve programlı hücre yıkımı denilen apoptozu önler. Aynı zamanda kardiyovasküler sağkalım üzerine olumlu verileri vardır.

• Semaglutide: Yeni geliştirilen, kullanıma sunulmamış, ağızdan kullanılan bir GLP-1 analoğudur.
• Elektriksel yöntemler: Mide biofeedback ile uyarılarak, vagus siniri etkin hale getirilip doygunluk hissi oluşturuluyor.
• Ameliyatsız yöntemler: Ciltte herhangi bir kesi veya delik açılmadan endokopik yöntemle ağızdan ucunda kamera olan bir hortumla girilerek mide kendi içine katlandırılıp dikilebiliyor (gastrik sleeve plikasyon) ya da aynı endoskopla hiçbir yer delindemeden mide kendi içinden kesilerek mide hacmi küçültebiliyor (endoskopik zımba yöntemi) veya mide ve midenin devamı olan onikiparmak bağırsağının iç yüzüne elim engellenmesi amacıyla ince bir hortum konulabiliyor (endosleeve yöntemi)
• Cerrahi yöntemler: Ayarlanabilir mide bandı (kelepçe), mide balonu, tip mide ameliyatı (sleeve gastrektomi), gastrik by-pass (roux-N-Y), duodenal switch vs…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir