Skip to main content

Dr. Aytaç Karadağ | Fonksiyonel Tıp | İç Hastalıkları Uzman Doktoru

100 Yaşına Kadar Sağlıklı Yaşamanın Bilimsel Sırları

yaşlı ve sağlıklı kadın - uzun yaşam sırları

Muayenehanede zaman zaman şunu düşünüyorum: bazı insanlar 70 yaşında hasta yatağında, bazıları 85 yaşında bahçede çapa çekiyor. Fark ne? Şans mı, gen mi, kader mi? Bilim artık çok net bir şey söylüyor: uzun ve sağlıklı yaşamak büyük ölçüde elimizde.

Dünyada “Mavi Bölgeler” denen yerler var. Sardunya, Okinawa, Kosta Rika’nın Nicoya yarımadası, Yunanistan’ın İkaria adası… Bu coğrafyalarda 90’lı, 100’lü yaşlara sağlıklı ulaşan insan sayısı dünya ortalamasının çok üzerinde. Araştırmacılar onlarca yıl bu insanları izledi, sordu, inceledi. Ve ortaya çıkan tablo son derece ilginç: bu insanların çoğunun spor salonu üyeliği yok, süper gıda takviyesi yok, özel bir diyeti de yok. Ama hepsinde ortak bazı şeyler var.

Hareket, ama zorla değil. Mavi Bölge insanları koşu bandında ter dökmüyor. Yürüyorlar, bahçeyle uğraşıyorlar, merdivenlerden çıkıyorlar, el işi yapıyorlar. Bizim büyükannelerimiz de böyleydi aslında. Sabah ekmeği yoğuruyordu, öğlen bahçeye iniyordu, akşam komşuya gidiyordu. Günlük yaşamın içine sinmiş düşük yoğunluklu hareket, haftada iki günlük zoraki egzersizden çok daha değerli.

Az ye, ama iyi ye. Okinawa’lıların meşhur bir sözü var: “Hara hachi bu.” Türkçeye bire bir çevirirsek, “yüzde seksende dur” demek. Yani tok hissetmeden biraz önce bırak. Biz Türkler olarak bunu çok iyi biliyoruz ama uygulamak zor, özellikle düğünde, bayramda, misafirde… Kalori kısıtlaması değil, farkındalıklı yemek yemek uzun yaşamla doğrudan ilişkili bulunmuş.

Beslenme içeriği açısından bakarsak, zeytinyağı, baklagiller, sebze, tam tahıllar ve haftada birkaç kez balık öne çıkıyor. Aslında bizim geleneksel Anadolu mutfağı buna çok yakın. Zeytinyağlı fasulye, mercimek çorbası, bulgur pilavı, yoğurt… Sorun şu ki biz son otuz yılda bu mutfaktan uzaklaştık. Hazır gıda, fast food, paketli atıştırmalık hayatımıza girdi. Büyükannenizin sofrası aslında uzun yaşamın reçetesiydi.

Uyku ciddiye alınması gereken bir ilaçtır. Bunu muayenehanede defalarca söyledim. Uyku sırasında beyin adeta yıkanıyor, onarım hormonları salgılanıyor, bağışıklık sistemi yenileniyor. Kronik uyku eksikliği; obezite, diyabet, kalp hastalığı ve erken yaşlanmayla doğrudan ilişkili. Yedi ila dokuz saat, karanlık ve serin bir odada, her gece yaklaşık aynı saatte. Bu kadar basit, bu kadar önemli.

Stres, belki de en sinsi düşman. Kortizol kronik olarak yüksek kaldığında vücut tam anlamıyla aşınıyor. Telomerler kısalıyor, yani hücreler daha hızlı yaşlanıyor. Mavi Bölge insanlarına baktığınızda hepsinin bir “stres boşaltma ritüeli” olduğunu görürsünüz. Birinin öğle uykusu var, birinin dua vakti, birinin bahçe saati. Stresin sıfıra inmesi mümkün değil ama ona karşı bir siperini olmak şart.

Sosyal bağ, hem zihinsel hem fiziksel sağlığın temelidir. Harvard Üniversitesi’nin 80 yılı aşkın süren ünlü araştırması şunu gösterdi: uzun ve mutlu yaşayan insanların en büyük ortak noktası güçlü ilişkileri. Para değil, kariyer değil, sağlık bile değil. İlişkiler. Bizim kültürümüzde komşuluk, akrabalık, mahalle bağları bu yüzden çok kıymetliydi. Şimdi herkes ekranına bakıyor, apartman komşusunu tanımıyor. Bu yalnızlaşmanın bedeli çok ağır.

Anlam duygusu uzun yaşatıyor. Japonca’da “ikigai” denen bir kavram var, “yaşam sebebi” olarak çevrilebilir. Sabah yataktan kalkmak için bir nedeniniz olması. Torunlarınız, bahçeniz, bir projeniz, topluma katkınız… Emekli olup köşeye çekilenlerin sağlık açısından hızla gerilediğini çok gördüm. İnsanın bir amacı, bir rolü, bir beklentisi olduğu sürece biyolojisi de ona ayak uyduruyor.

Son olarak şunu söyleyeyim: genetik payınız yüzde yirmi ile otuz arasında. Geri kalanı yaşam biçimi. Yani 100 yıllık sağlıklı bir ömür için ailenizden daha çok kendi seçimleriniz belirleyici. Bu hem cesaret verici, hem de sorumluluk yükleyen bir gerçek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir