Skip to main content

Dr. Aytaç Karadağ | Fonksiyonel Tıp | İç Hastalıkları Uzman Doktoru

Blue Zone’lar: Dünyanın En Uzun Yaşayan İnsanları Ne Yapıyor?

blue zones - uzun yaşayan insanların bölgesi

İlk kez bu kavramla karşılaştığımda içimde bir şeyler sarsıldı. Araştırmacı Dan Buettner ve ekibi dünyayı dolaşmış, 100 yaşını aşmış insanların yoğun olarak yaşadığı bölgeleri haritalamış ve bu yerleri mavi kalemle işaretlemiş. Adı oradan kalmış: Blue Zone, Mavi Bölge.

Beş bölge var. İtalya’nın Sardunya adası, özellikle dağlık iç kesimleri. Japonya’nın Okinawa adası. Kosta Rika’nın Nicoya yarımadası. Yunanistan’ın İkaria adası. Ve belki en ilginç olanı, California’daki Loma Linda kasabası, yani yoğun Yedinci Gün Adventist nüfusunun yaşadığı yer. Bu beş nokta birbirinden coğrafi, kültürel ve ekonomik olarak tamamen farklı. Ama içlerinde taşıdıkları sır aynı.

Birincisi, hareket hayatın içine gömülü. Mavi Bölge insanları spor yapmıyor, ama durmadan hareket ediyor. Sardunya’lı çobanlar her gün kilometrelerce yürüyor, Okinawa’lı kadınlar sabah erkenden bahçeye iniyor, İkaria’lılar düz bir yolda bile neredeyse yok. Vücut sürekli, hafif ama kesintisiz bir yük altında. Bizim ecdadımız da böyleydi aslında, tarlada, evde, çarşıda. Asıl sorun oturmak değil, uzun süre hareketsiz kalmak.

İkincisi, yemek bir ritüel, bir performans değil. Hiçbir Mavi Bölge’de insanlar protein tozu içmiyor ya da kalori sayıyor. Okinawa’da günde iki ana öğün yeterli görülüyor, İkaria’da akşam yemeği geç ve yavaş yeniliyor, Sardunya’da sofra aile birlikteliğinin merkezinde. Yemek; şeker, yağ ve tuzun birbirine karıştığı bir haz tuzağı değil, toprağın ve emeğin karşılığı olarak görülüyor.

Beslenme içeriğine bakarsak şunu görüyoruz: baklagiller neredeyse her gün sofrada. Mercimek, nohut, fasulye, barbunya. Zeytinyağı, sebze, tam tahıl ve az miktarda et. Balık haftada birkaç kez. Şeker ve işlenmiş gıda yok denecek kadar az. Şimdi bu listeye bakın. Bizim geleneksel mutfağımızdan farkı nerede? Anadolu sofrası zaten bir Mavi Bölge sofrasıydı. Biz onu bıraktık.

Üçüncüsü, uyku ve dinlenme kutsal. İkaria’da öğle uykusu bir alışkanlık değil, neredeyse bir kurum. Araştırmalar düzenli öğle uykusu alanların kalp hastalığı riskinin yüzde otuz daha düşük olduğunu gösteriyor. Gece uyku saatleri korunuyor, yapay ışık ve ekran bu toplulukların büyük çoğunluğunda hayatı ele geçirmemiş. Beden karanlıkta onarılıyor. Bu kadar basit.

Dördüncüsü, stresle başa çıkmanın bir yolu var. Sardunya’da şarap ve arkadaş sohbeti, Loma Linda’da Cumartesi günü dini ayinle geçen dinlenme zamanı, Okinawa’da sabah moai toplantıları, yani küçük arkadaş gruplarıyla yapılan rutin buluşmalar. Şekli farklı ama işlevi aynı: günün bir anında hayatın hızını düşürmek, nefes almak, bağlanmak.

Beşincisi, aidiyet ve inanç. Mavi Bölge sakinlerinin büyük çoğunluğu bir inanç sistemine ya da topluluk yapısına dahil. Bu Hristiyan da olabilir, Budist de, kültürel de. Ama önemli olan şu: yalnız değiller. Bir yere aitler. Birinin onları beklediği, önemsediği, gözettiği bir çevre var. Yalnızlık biyolojik bir stres tepkisi başlatıyor, kronik hale gelince vücudu eskitiyor. Topluluk, ilaçla tedavi edilemeyen bir şeyi tedavi ediyor.

Altıncısı ve bence en güzel olanı: bir amaçları var. Okinawa’da buna ikigai deniyor. “Neden uyanıyorum sabah?” sorusunun cevabı. Nicoya’da plan de vida, yani yaşam planı. Torunlar, bahçe, topluma katkı, bir zanaat, bir bilgelik aktarımı… Emekliliği “her şeyi bırakmak” olarak tanımlayan kültürlerde sağlık da hızla geriliyor. Çünkü beden amacı olmayan bir hayatı taşımakta zorlanıyor.

Bütün bunlara baktığımda şunu düşünüyorum: Mavi Bölge’nin sırrı egzotik bir coğrafyada ya da özel bir gende yatmıyor. Sır, modernleşmenin bize kaybettirdiği şeylerde. Komşuluk, yavaş sofra, bahçe, öğle uykusu, anlam duygusu, inanç, aidiyet. Bunlar bizim kültürümüzde de vardı. Kısmen hâlâ var. Belki de uzun yaşamak için çok uzaklara gitmeye gerek yok. Büyükannemizin hayatına biraz daha yaklaşmak yeterli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir