Östrojen baskınlığı son yıllarda çok duyulan bir kavram haline geldi. Ama doğru anlaşılması gerekiyor çünkü bu terim bazen yanlış kullanılıyor. Östrojen baskınlığı mutlaka östrojenin çok yüksek olması demek değil. Östrojenin progesterona oranla fazla olması demek. İkisi arasındaki denge bozulduğunda tablo ortaya çıkıyor.
Progesteronla östrojen bir arada çalışıyor, birbirini dengeliyor. Östrojen döngünün ilk yarısında hücreler büyütüp hazırlıyor, progesteron ikinci yarıda bu süreci dengeleyip sakinleştiriyor. Progesteron düştüğünde ya da östrojen orantısız yükseldiğinde denge bozuluyor ve vücut bunu çeşitli yollarla haber veriyor.
Östrojen Baskınlığı Belirtileri
Belirtiler o kadar çeşitli ki başta bağlantı kurmak zor. Adet öncesi şiddetli göğüs hassasiyeti, şişkinlik, sinirlilik ve ağlama krizleri bu tablonun klasik yüzü. “Her ay adet öncesi kendimi tanımıyorum” diyen kadınların önemli bir kısmında östrojen baskınlığı var. Bunun yanında ağır ve uzun süren adetler, fibroid ve endometriozis de östrojen baskınlığıyla yakından ilişkili.
Kilo meselesine gelince özellikle kalça, uyluk ve karın alt bölgesinde yağlanma bu hormon dengesizliğinin izlerini taşıyor. Kadınlar “doğru beslensem de bu bölgeler gitmiyor” diyor. Sadece kalori meselesi olmadığını, hormonal bir bileşen olduğunu anlamak önemli.
Östrojen Baskınlığı Neden Oluyor?
Peki neden oluyor? Birden fazla yol var. En sık karşılaştığım neden progesteronun yaşla birlikte düşmesi. Otuzlu yaşların ortasından itibaren progesteron azalmaya başlıyor, östrojen görece baskın kalıyor. Anovülatuar döngüler, yani yumurtlamanın gerçekleşmediği aylar da progesteronsuz geçiyor ve bu dengeyi bozuyor.
Çevreden gelen östrojenler de bu tabloyu besliyor. Plastik şişelerdeki BPA, kozmetik ürünlerdeki ftalatlar, tarım ilaçları ve bazı gıda katkı maddeleri vücutta östrojen gibi davranıyor. Bunlara ksenoöstrojen deniyor. Her gün binlerce küçük östrojenik sinyalle maruz kalıyoruz ve vücut bunları gerçek östrojenden ayırt edemiyor.
Karaciğer sağlığı bu denklemde çok önemli ama çoğu zaman unutuluyor. Östrojen karaciğerde parçalanıp vücuttan atılıyor. Karaciğer yüklüyse, alkol tüketimi fazlaysa ya da B vitamini ve magnezyum eksikliği varsa bu atılım yavaşlıyor, östrojen kanda dolaşmaya devam ediyor. Bağırsak sağlığı da bu süreçle bağlantılı. Bağırsakta östrojeni yeniden dolaşıma sokan bakteriyel aktivite varsa östrojen atılımı bozuluyor.
Stres ve kortizol burada da devreye giriyor. Progesteron ve kortizol aynı öncü maddeden, pregnenolon’dan yapılıyor. Vücut kronik stres altındayken pregnenolonu kortizol üretimine yönlendiriyor, progesteron üretimi için kaynak azalıyor. Buna pregnenolon çalınması deniyor ve östrojen baskınlığının altında sıkça yatan mekanizmalardan biri bu.
Östrojen Baskınlığı için Ne Yapılabilir?
Ne yapılabilir? Karaciğeri destekleyen beslenme önemli bir adım. Brokoli, karnabahar, lahana gibi cruciferous sebzeler östrojen metabolizmasını düzenleyen indol-3-karbinol içeriyor. Lifli beslenme bağırsak üzerinden östrojen atılımını hızlandırıyor. Plastik kullanımını azaltmak, doğal içerikli kozmetiklere geçmek, alkol tüketimini kısıtlamak da anlamlı fark yaratıyor.
Gerektiğinde doğal progesteron desteği de bir seçenek ama bu karar mutlaka hormonal değerlendirmeyle birlikte alınmalı. Her şişkinliği ve sinirliği östrojen baskınlığına bağlamak doğru değil, ama bu tabloyu da görmezden gelmek kadınları yıllarca gereksiz yere yıpratıyor.